YAVUZ BÜLENT BAKİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAVUZ BÜLENT BAKİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2010 Salı

ANALAR


ANALAR

Garibin anası pencerelerden

Yanık türkülerle yollara bakar

İncecik yüzünde her akşam üstü

Çizgi çizgi nokta nokta bir efkar.


Fakirin anası her sabah sessiz

Ağlar çocuğunun aç çıplak durduğuna

Elleri koynunda kalır çaresiz

Bin pişman doğduğuna,doğurduğuna.


Mahkumun anası susar konuşmaz

Suçu kendisinde sanır.

Kaçar insanlardan aydınlıklardan

Duvarlara bile baksa utanır.


Açılsa üstüm biraz,duyar da gece yarısı

Kalkar yatağından gelir

Bir mübarek el usanır yorganıma usulca

Bilirim anamın elidir.


Bir merhamet bir sıcaklık bir gurur

Yavrum diyen sesinde

Ve huzurun günde beş vakit nabzı vurur

Beyaz tülbentinde,seccadesinde.


Karımın anası anama benzer

Öylesine yakın duygulu ince.

Özü sözü bir,yayla gözesi kadar berrak

Oturtacak yer bulamaz çıkıp yanına gidince


Yüreği destanlar gibi sımsıcak.

Ve alnım açıksa,başım dikse

Dirliğimiz varsa,mutluysam

Yüzüme gülüyorsa böyle bu şehir.

Bir beyaz zambak gibi pırıl pırılsa yavrum

Ve yavrumsa herşeyi bana sevdiren bir bir

Bu mutluluk bu düzen bu bitmeyen aydınlık

Anasının yüzü suyu hürmetinedir.


YAVUZ BÜLENT BAKİLER

ANADOLU GERÇEĞİ




ANADOLU GERÇEĞİ

Yalın ayaklarınla koştun mu tarla tarla
Duydun mu çıplak toprağın, çıplak insanın yasını
Ağlayan kadınlarla, ihtiyarlarla
Yaşadın mı bir yağmur duasını
Bozbulanık ırmaklarda çimdin mi
Kulak verdin mi yürekten kavala, saza
Bir ipek seccade üstünde gibi, huzurla
Durdun mu toprakta namaza ?

Bilir misin köylerde akşam olunca
Çekilir el ayak ortalıktan...
Bir hüzünlü ay doğar karanlığa sapsarı.
Başlar bir ağıt gibi sulardan, kapılardan
Kurbağa feryatları, köpek ulumaları...

Geceleri süt kokan, gübre kokan evleri
Topraktır hep damları, duvarı kerpiç...
Seferberlik yıllarını dinlerken ürpererek
Tandır başlarında uyudun mu hiç?

Kış günleri trenlerle geçtin mi uzak köylerden
Gördün mü dehşetini, tipinin karın...
Çektin mi hiç acısını istasyonlarda
Tandır ekmeği satan, yumurta satan
Yarı çıplak çocukların...

Kılığın kıyafetin sarmadı beni
Söylediğin türküler bizim türkümüz değil
Başka çeşmelerden doldurmuşsun tasını
Yüreğinde nakış yok, acı yok bizden
Bulutlar rahmetini kesmeden yavaş yavaş
İnsanlar selâmını esirgemeden
Savuş git içimizden...

YAVUZ BÜLENT BAKİLER

CEBECİ CAMİİ


Cebeci Camii'nde ezan okunur.
Kapısı önünde fakir fukara...
Al git bu sevdayı başımdan rüzgar.
Al git uzaklara.

Bir alem düşünürüm ezan sesinde;
Bir alem: Ötenin çok ötesinde.
Kimseler görmese, gidip diz çöksem;
Ağlasam caminin bir köşesinde...

Cebeci Camii'nde Kur'an okunur.
Ve büyür içimizde bir bilinmez yerimiz.
Çiniler, kubbeler, mermer sütunlar...
Yanar kandil kandil yüreklerimiz.

Kandillerde ışık, kubbelerde ses.
Renk olsam çinilerde.
Bir beyaz taş olsam cuma günleri

Mü'minlerin gelip geçtiği yerde.

Bir küçük güvercin gibiyim şimdi.
Eridi içimdeki benlik.
Ne olur bitmesin bir ömür boyu.
Gönlümde yer eden serinlik...

Her gün yeni baştan iri ve güzel.
Bir beyaz gül gibi açar gönlümde şafak,
Ne güzel ya Rabbim; Rabbim ne güzel,
Türk-İslâm yaratılmak...

YAVUZ BÜLENT BAKİLER