Edebi Sanatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebi Sanatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2010 Pazar

NABİ'NİN GAZEL İNCELEMESİ

Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
Biz neşatın da gamın da ruzgarın görmüşüz

Bu dünya bahçesinin hem sonbaharını hem de ilkbaharını görmüşüz.Biz hem sevinç hem üzüntü zamanlarını yaşamışız.

Hazan,bahar sözcüklerinde tezat vardır.Sevinç ve üzüntü(neşat, gam) sözcüklerinde de yine aynı şekilde tezat sanatı görülmektedir. "hazan(sonbahar)=> gam (dert) ile bahar=> neşat(sevinç) sözcüklerinde leff ü neşir sanatı görülmektedir.Dünya bahçesi söz grubunda dünyanın bahçeye benzetildiğini görürüz.Bu teşbih-i beliğdir.Rüzgar sözcüğünde ise hem geçen zaman(günler) anlamı vardır hem de sevinç rüzgarı üzüntü rüzgarı söz gruplarında çokluk, furya anlamı var.Bu iki anlamlılığa tevriye diyoruz.

Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbalde
Biz hezaran mest-i mağrurun humarın görmüşüz

Talih meyhanesinde çok da gururlanma çünkü biz gururdan sarhoş olanların binlercesini daha sonra sersemlemiş halde görmüşüz.

Dünya kelimesi yerine dolaylama yapılarak meyhane-i ikbal denilmiş. Açık istiare var, çünkü benzeyen varlık yani dünya söylenmemiş.mağrur sözcüklerinin tekrarıyla tekrir sanatı; mest,meyhane ve humar(ayılma sersemliği) kelimeleriyle de tenasüp sanatı oluşturulmuş."ikbal ile mağrurların sonu" söz grupları arasında tezat vardır.Zaten didaktik ve hikemi şiirleriyle tanınan Nabi, okuyucularına ahlak ve erdemi gösterecektir.

Top-ı ah-ı inkisara payidar olmaz yine
Kişver-i cahın nice sengin hisarın görmüşüz

Biz mevki ve ikbal ülkesinin nice taş kalelerini görmüşüz ki aldıkları beddua toplarıyla yıkılıp gitmişlerdir.

Sert taştan yapılan hisar ile o hisarın yıkılması tezat oluşturuyor.Garibanların bedduası topa benzetiliyor.Sadece benzeyen ve benzetilenle yapılan bu sanata teşbih-i beliğ denir.

Bir huruşiyle eder bin hane-i ikbali pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisarın görmüşüz

Biz dertlilerin sel gibi akan öfke gözyaşlarıyla binlerce talih evini yerle bir ettiğini görmüşüz.

Dertlilerin gözyaşları sele benzetilmiş: teşbih sanatı... Gözyaşlarının binlerce sarayı yıkması mübalağa sanatıdır.

Bir hadeng-i can-güdaz-ı ahdır sermayesi
Biz bu meydanın nice çabuk-süvarın görmüşüz

Biz bu meydanda nice binici görmüşüz ki can alıcı ah oklarıyla yere serilmişlerdir.

Bu dünyadaki iyi biniciler diyerek dünya nimetlerinden yararlananlar kastediliyor.Benzetilen(binici, süvari) var; benzeyen (insanlar, zenginler) yok.O halde açık istiare vardır.beddua, can alıcı oka benzetilmiş.(can alıcı beddua oku): kısaltılmış teşbih, çünkü benzetme edatı yok.Bu meydan diye kastedilen ise dünyadır.Benzeyen yok,açık istiaredir.

Kase-i der yuzeye tebdil olur cam-ı murad
Biz bu bezmin Nabiya çok bade-harın görmüşüz.

İsteklerin kadehi dilenci çanağına döner
Ey Nabi biz bu meclisin içki içenlerini çok görmüşüz.


Ey Nabi derken nida sanatı yapılıyor.Şair kendine sanki başka biriymiş gibi seslenmekle tecrid sanatını uyguluyor.Cam-ı muradın yani makul isteklerin dilenci çanağına dönmesi ile aşırı hırs ve hepbanacılık kastediliyor ve eleştiriliyor.Açgözlüler kastediliyor.Dilenci çanağı (açgözlülerin doymak bilmeyen hırsları): açık istiaredir. İstek kasesi: normal ihtiyaçlar için Allah'tan dua ve çalışmak suretiyle rızkın istenmesidir, yani ideal insan davranışıdır: O halde istek kasesi açık istiaredir. İstek kasesi ile dilenci çanağı: tezat sanatıdır. Bade-har (içiciler): açgözlüler anlamında açık istiaredir.


Şair Nabi'nin "görmüşüz" ifadelerini redif olarak her beytin sonunda tekrar etmesi şiire hikemi tarz kazandırıyor ve dünya malı peşinde koşmanın anlamsızlığını gözler önün seriyor.Aynı zamanda akurlara şiirin bilge bir kişinin ağzından çıktığı izlenimini kuvvetli olarak veriyor.

1 Şubat 2010 Pazartesi

SANA GELİRSEM İSTANBUL

Yürekte kalmış ne varsa hasretten yana
Dindir İstanbul avut beni diyeceğim.
Ümidin mavi şarkısından kana kana
Bir o köprüden bir kendimden geçeceğim.


Yahya AKENGİN

NOT: "dindir İstanbul" söz grubundaki tevriyeyi fark ettiniz mi? Ayrıca son mısradaki geçmek sözcüğünün hem gerçek hem mecaz anlamlarının bir cümlede nasıl toplandığına hayret etmemek elde değil.

GİDİYOR

Aşk bağımızdan bir türkü seçmiş gidiyor
Belli ki benden o da vazgeçmiş, gidiyor
Ben ayrılıklar sultanı gitme diyemem
Bahtımın kadehinden bir ah içmiş gidiyor.

Yahya AKENGİN

NOT:Üçüncü kıtada şairin iham sanatı yaptığına dikkat ediniz.(Ayrılıklar sultanı kim? Şairin kendisi mi yoksa sevgilisi mi?

26 Ocak 2010 Salı

TECAHÜLİ ARİF


Bir anlam inceliği oluşturma veya bir nükte yapma sebebiyle bilinen bir şeyi bilmezlikten gelme sanatına "Tecahül-i Arif" sanatı denir. Divan edebiyatında tecahül-i arifin özünü oluşturan bu nükte, dört amaç için yapılırdı:Neşelendirme(tenşid), uyarıda bulunma (tevbih), hayret ve şaşkınlık bildirme (tehayyür), kendinden geçişi belirtmek (tedellüh).

Bilinen bir şeyi, bilmezmiş gibi anlatatan şair, mübalağa ve istifham sanatlarından da yararlanır


Şakaklarıma kar mı yağdı ne var
Benim Allah'ım bu çizgili yüz?
Ya gözlerimin altındaki mor halkalar
Neden böyle düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

CAHİT SITKI TARANCI

Su insanı boğar, ateş yakarmış
Her doğan günün bir dert olduğunu
İnsan bu yaşa gelince anlarmış

CAHİT SITKI TARANCI

Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı bunda benim günâhım

NEDİM

Dün gece yoktu ki
Bu dağ buraya nasıl gelmiş?


Arzu dolu,yaşamak dolu
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan?

19 Ocak 2010 Salı

AKİS SANATI

En sevdiğim sanatlardan biridir akis sanatı,elbette edebiyatın tüm ürünleri tüm zenginlikleri güzel;insan yaratıları güzel...Cümle kurgusunda ya da mısralar arasında görülen ayna yansımasına(simetri) akis denmektedir.

Molier Ustadan bir örnek verelim."Yemek için yaşamamalı; Yaşamak için yemeli!"diyor usta yazar bir komedisinde.Görüldüğü gibi 1. önerme sanki aynadan yansıyorcasına (tersine dönerek) ama doğru bir mantık kurgusuyla yineleniyor ve 2. önermeyi oluşturuyor.Bu kurgu, okuyucuda bir tad bırakıyor.


Didem ruhunu gözler, gözler ruhunu didem
Kıblem olalı kaşın, kaşın olalı kıblem
(Nazım)


Her inişin bir yokuşu, her yokuşun bir inişi vardır.(Atasözü)

Cihânda âdem olan bî-gam olmaz
Anunçün bî-gam olan âdem olmaz

Eskiden vardım ben, şimdi hiçim ben
Şimdi bir hiçim ben, eskiden vardım (Necâtî)

İzmir'in denizi kız
Kızı deniz kokar
Sokakları hem kız hem deniz kokar.

16 Ocak 2010 Cumartesi

TEVRİYE




Edebiyatta nükte yapmak amacıyla bir sözcüğü birden fazla anlamıyla kullanma sanatıdır. Bu sanatta kelimenin iki gerçek anlamından biri yakın biri uzak anlamdır. Sözün yakın anlamı söylenir, uzak anlamı kastedilir. Daha doğrusu uzak anlam okuyucunun hemen kavrayamayacağı biçimde gizlenir. Okur yakın anlamla oyalanır fakat anlatılmak istenen uzak anlamı sonra fark eder böylece şiire güzellik katılmış olur.

Bu kadar letâfet çünkü sende var
Beyaz gerdanında bir de ben gerek

Bu dizelerde ben sözcüğüyle tevriye yapılmıştır. “Ben” yüzde bulunan siyah lekelerdir.Bu yakın anlamdır uzak anlamında ise şairin kendi kişiliği,birinci tekil şahısı olan “ben” vardır.

Sarımsak da acı; ama her eve lazım bir dişi

Sarımsağın tanesi parçası anlamındaki diş yakın anlamdır, Hemen akla geliyor. “bayan, kadın” anlamındaki dişi sözcüğü ise uzak anlamındadır.

Dedim dilber niçin sararıp soldun
Dedi : Çekdiceğim dil yâresidir.


“Dil yâresi” sözünde tevriye vardır.Dil sözcüğü hem “tat alma organı” hem de “gönül, yürek” anlamlarında kullanılmıştır.Şair, yakın olan dilindeki yaranın kendisinin sararıp solmasına yol açtığını söylerken uzak anlam olan bir güzele olan aşkı nedeniyle böyle sararıp solduğunu anlatmak istemiştir.

Sordum nigârı dedi ahbab
Semt-i Vefa’da doğru yoldadır.


Bu mısralarda “Vefa Semti” sözleri ile tevriye yapılmıştır.Vefa sözcüğünün ilk anlamı sözünde durmaktır. Uzak anlamı ise İstanbul’da bir semt adıdır.

Biri var pencerede
Pencere önlerinde ağlar, durur.

Bu dizelerde “ağlar, durur” sözlerinde tevriye vardır. Sözcük “ağlamak” eyleminin geniş zaman çekimi olarak ve “balık ağları” Yakın anlam olarak “ağlamak” anlamı söylenirken uzak anlam dairesinde “balık ağları” kastedilmiş, böylece tevriye yapılmıştır.

Bana Tahir Efendi kelp demiş.
İltifatı bu sözde zâhirdir.
Mâlikî benim mezhebim zira
İtikadımca kelp Tâhir’dir.


“Tâhir” sözcüğünde tevriye vardır.Birincisi temiz anlamında kullanılması, ikincisi ise özel isim olmasıdır. Şair kelp diye bahsettiği köpeğin Malikî mezhebine göre temiz olduğunu söylüyormuş gibi davranıyor; ama asıl kastettiği anlam kendisine kelp(köpek) diyen Tahir Efendi’nin köpek olmasıdır.

Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.


“Ulusun” sözcüğündeki tevriyeyi hemen görmüş olmalısınız.İki gerçek enlemından biri milletin ulu, yüce olduğudur. İkincisi ise medeniyet adlı tek dişi kalmış canavarın homurtusu olan “uluma” eylemidir.



5 Ocak 2010 Salı

TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME) SANATI

Cansız varlıklara ve insan dışındaki canlılara insan özellikleri vermeye teşhis sanatı denir. Teşhis sanatı kişileştirmedir. İnsan dışındaki canlı cansız varlıklara insan özelliği kazandırmaktır.
Her teşhiste aynı zamanda kapalı istiare vardır.Teşhis Sanatı Örnekleri:

*Onun ölümüne gök yüzü ağladı.
*İçmiş gibi geceyi bir yudumda,
*Göğün mağrur bakışlı bulutları.
*Güzel gitti diye pınar ağladı.
*Menekşeler külahını kaldırır.
*Bir sarmaşık uyanıyordu uykusunda
*O çay ağır akar, yorgun mu bilmem,
*Mehtabı hasta mı,solgun mu bilmem.
*Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın,
*Eskici dükkanında asma saat,
*Çelik bir şal atmış omuzlarına.
*Yalnızlığın okşadığı kalbime,yağmurlar küskün,
*En güzel türküyü bir kurşun söyler.
*Bu akşam sonbahar ne kadar serin,
*Geceyi hasretle zaman.
*Ay suda bestelerken en güzel şarkısını
*Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı.

MECAZ-I MÜRSEL

Benzetme amacı olmaksızın bir sözü başka bir sözün yerine kullanmaya mecaz-ı mürsel (Ad aktarması) denir. Bu söz sanatında değişmecede kullanılan sözcükler arasında çeşitli ilişkiler göze çarpmaktadır. Bu ilişkiler şunlardır:
*   İç-dış ilişkisi: İçi söyleyip dışı kastetme ya da dışı söyleyip içi kastetme
    Sakın tabağını bitirmeden sofradan kalkma.( Bitirilmesi gereken tabağın içindeki yemektir.)
    Sobayı yak. (Soba yanmaz, içindeki odun-kömür yanar.)

*   Parça-bütün ilişkisi: ( Parçayı söyleyip bütünü kastetme ya da bütünü söyleyip parçayı kastetme
     Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal  ( Çehresini çatmaması gereken bayraktır.)

*   Yazar-eser ilişkisi: Yazarı söyleyip eseri kastetmek
     Ahmet Haşim'i anlamak için değil, duyumsamak için okumalısın.

*   Sebep-sonuç ilişkisi: Sonucu söyleyip sebebi kastetmek
    Gökten bereket yağıyor toprağa  bulutlar dolusu.. (Bereket yağmurun sonucudur, sonuç söylenip sebep kastedilmiş.)

*   Mekan-insan ilişkisi: Yer söylenir ama o yerle alakalı insanlar kastedilir.
     Tüm mahalle, sabaha kadar çılgınca eğlendi.(Eğlenen mahalle halkı)

*   Mekan-tesis ilişkisi: Mahalli bir ad söylenir ancak liman, havaalanı, otogar, vb. kastedilir.
     Gemi İzmir'e demirledi. (Gemi İzmir limanına demir attı.)

EDEBİ SANATLAR

1.BENZETME (TEŞBİH):
Edebiyatta nitelik bakımından zayıf olan bir varlığı nitelikçe daha güçlü olan başka bir varlığa benzetme sanatıdır.Böylece ifade meramı daha kuvvetle iletilmiş olur ve okuyucunun edebi bir haz duyması sağlanmış olur.
Örnek:
* Zeytin gözlüm sana meylim nedendir?
* Yeni arabası uçak gibi hızlıymış.

Bir benzetmede dört öge bulunur:


- Benzeyen varlık
- Kendisine benzetilen varlık
- Benzetme edatı
- Benzetme yönü


A) Bir benzetme dört ögesiyle beraber yapılmışsa bu tür benzetmelere "Tam benzetme" denilir:
*Arslan gibi cesur asker
_______ _______ _______ ______
Benzetilen B.Edatı B. Yönü Benzeyen

B) Benzetmeler üç ögeyle de yapılabilir:
*Arslan gibi asker
______ ______ ______
Benzetilen B.Edatı Benzeyen

C) Benzetmeler iki ögeye indirilebilir.O zaman adları "Teşbih-i Beliğ" yani "güzel benzetme" olur:
* Arslan asker
_______ _____
Benzetilen Benzeyen

D) Benzetmeler tek ögeye de indirgenebilir.Sadece benzeyenle ya da kendisine benzetilenle yapılabilir.Bu durumda benzetmemizin adı "İstiare" yani "eğretileme" olur:
* Arslanlarımız cephede kahramanca savaşıyorlar.
__________
Benzetilen

Görüldüğü gibi bu örnekte kendisine benzetilen "arslan" varlığı verilmiş ama benzeyen "asker" varlığı verilmemiş.Böylece tek ögeli benzetme meydana geliyor ve biz bu benzetmelere "istiare" diyoruz.

Eğer istiaremiz, sadece "benzetilen"le yapılırsa "açık istiare" olur:
*Nerde kaldın ey peri! (Peri gibi güzel kız)
* Sultanlarımız, filede rakiplerini devirdi. (Sultan gibi asil bayan voleybolcularımız)
*Seni çakal seni! (Çakal gibi fırsatçı insan)
*Vay tilki vaay! ( Tilki gibi kurnaz adam)

DİKKAT:
"Gülüm" dersek bir ögeli benzetme olduğu için istiare olur.(Sadece benzetilenle yapıldığı için açık istiare olur.) "Gül yanaklım." dersek iki ögeli (benzeyen ve benzetilen) benzetme olduğu için teşbih-i beliğ olur."Gül gibi kırmızı yanaklı yarim" dersek dört ögeli benzetme yani tam teşbih olur.