MİLLİ EDEBİYAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MİLLİ EDEBİYAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2010 Perşembe

mithat cemal kuntay-yurt duyguları-atatürkün meclis kürsüsünden okuduğu şiir-düşmez yere haşa-o bizim bayrağımızdır-ölmez bu vatan-farzı muhal ölsede hatta-tabutı cesim-milliyetçilik-milliyetçi şiir-turan

Atatürk bu şiirin "Ölmez bu vatan, farz-ı muhal ölse de hattâ
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi." mısralarını meclis kürsüsünden okumuştur.


YURT DUYGULARI


Düşmez yere hâşâ, o bizim bayrağımızdır,
Bir fecr olarak doğmadadır her dağımızdan.
Ay yıldız o mazideki bir süstür, emin ol,
Atîde güneşler doğacak bayrağımızdan.

Altında yatarken de bizimdir yerin üstü,
Bir kal'a olur toprağımız vecde gelir de;
Dağlar, kayalar göğsümüz üstünde tepinse,
Düşmanları biz ram ederiz kan kesilir de.

Deryaları kan, taşları bitmez kemik olsa,
Bir son nefesin aynı olup bitse nesîmi,
Ölmez bu vatan, farz-ı muhal ölse de hattâ
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal KUNTAY

M

29 Ocak 2010 Cuma

AKINCI TÜRKÜLERİ

mehmet fuad köprülü-fuat köprülü-Fuad Köprülü-akıncı-akinci-akıncı türküleri-epik şiir-fuat köprülü
AKINCI TÜRKÜLERİ


Tuna boylarında sıra selviler
Tan yeli estikçe sessiz ağlarmış;
Gül bahçelerinde baykuşlar öter...
Şu viranelikler eski bağlarmış!

Namaz-gâh bir otluk: Kalmamış taşı;
Çeşmelerden akan : Kanlı gözyaşı...
Orda bir güzei var, çatılmış kaşı;
Ak alnına kara çatkı bağlarmış!

Kırık minareden duyulmaz ozan..
Hep ocaklar sönmüş, devrilmiş kazan.
Bir inilti duydum, sandım bir ozan;
Sesime ses veren karlı dağlarmış!

Söğüd dallarında hasta serçeler
Eski akın destanını heceler..
Tuna ağlıyormuş bâzı geceler:
Göğsünde kefensiz şehîdier varmış!

Bozulan bağların üzümü acı;
Âsî köle kesmiş eski haracı;
Yine yedi kıral giymişler tacı...
Şahin yuvasını kargalar sarmış!

Haydi eski ozan, al sazı ele,
Düşmanlar içine düşsün velvele.
De ki: Hor bakmayın bu durgun sele;
O, yetmiş bir kavme akın çıkarmış!

MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ

28 Ocak 2010 Perşembe

ATİYİ KARANLIK GÖREREK AZMİ BIRAKMAK

mehmetakif-mehmet akif ersoy-Mehmet Akif Ersoy-Mehmet Akif-Akif-MEHMET AKİF ERSOY-safahat-azmi bırakmak-atiyi karanlık görerek azmi bırakmak



Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Bilmem ki ölüm var mıdır ondan daha alçak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! '
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da yapışsam demiyor bir taraftan!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.

MEHMET AKİF ERSOY

VUR

ey türk vur-mehmet emin yurdakul-milli edebiyat-milliyetçi edebiyat-türkçülük-turancılık-türkçülük akimi-türkçülük akımı. .VUR

Ey Türk vur! Vatanın bakirlerine,

Günahkar gömleği biçenleri vur!

Kemikten taslarla, şarap yerine,

Şehitler kanını içenleri vur!...

***

Vur! Güzel aşıklar cenazesinden,

Kırmızı meşale yakanları vur!

Şehvetin raksına yetim sesinden,

Besteler,şarkılar yapanları vur!...

***

Vur! Katlin o kızıl sapanlarıyla,

Dünyaya ölümler ekenleri vur!

Vur! Zulmün o kanlı urganlarıyla,

Bir kavmi iplere çekenleri vur!...


***

Vur! Etten kemikten saraylar kuran,

O vahşi ruhları ezmek için vur!

Dört büyük rüzgara küller savuran,

O hain elleri kesmek için vur!...

***

Vur! Aşkın ve Hakkın zaferi için

Vur! Senden bak dünya bunu istiyor,

Vur! Yerde bak tarih senin seyircin,

Vur, gökte bak Allah sana "vur!" diyor.

***

Vur! Senin darbenden çıkacak ateş,

İntikam, isteyen bir milletindir!

Alnında doğacak kırmızı güneş,

Bu, senin ilahi hürriyetindir!...

***

Vur! Sende mukaddes hürriyet için,

Dünyanın diktiği bayrak için vur!

Her dinin sevdiği adalet için,

Her yerde haykıran bir hak için vur!...

***

Vur! Çelik kolların kopana kadar,

Olanca aşkınla , kuvvetinle vur!

Son düşman, son gölge kalana kadar,

Olanca kininle, şiddetinle vur!...

Mehmet Emin YURDAKUL (1869-1944)

26 Ocak 2010 Salı

KANDAŞIM


Kandaşım...
Seni düşünüyorum
Sen çakılısın Tuna boyuna
Ben burada yalnız,
Dilekler attım Tuna suyuna.

Senin yüreğinde ayı pençesi
benim yüreğimde sızı,
Kan damladı bayraklarımıza
Kan, leke oldu seninkinde
Benimki zaten kırmızı...

Kandaşım...
Seni düşünüyorum
Petöfi'yi düşünüyorum.
Yüreğinde bir kızıl kurşun
Dilekler atıyor Tuna suyuna
"Kurt çocukları vuruşun!"

SELAHATTİN BOZDOĞAN

21 Ocak 2010 Perşembe

YAZI DİLİ VE KONUŞMA DİLİ

Türkiye’nin millî lisanı “İstanbul Türkçesi”dir; buna şüphe yok! Fakat İstanbul’da iki Türkçe var: Biri konuşulup da yazılmayan “İstanbul ağzı”, diğeri yazılıp da konuşulmayan “Osmanlı lisanı”dır. Acaba millî lisanımız hangisi olacaktır?

İstanbul’da yazılan lisan doğal bir dil değil Esperanto gibi yapay bir dildir. Arapça, Acemce ve Türkçenin sözlüklerini ve dilbilgisi kurallarını birleştirmekle oluşan bu Osmanlı Esperantosu nasıl konuşma dili olabilsin? Her mana için en az üç eşanlamlı sözcüğü, her tamlama için en az üç şekli, her edat için en az üç karşılığı bulunan ve gereksiz sözcük yığını olmuş bu yapay dil nasıl canlı bir lisan haline girebilsin?

Demek ki İstanbul’da yazı dilinin konuşma dili haline geçmesi mümkün değil; O halde yalnız bir şık kalıyor: Konuşma dilini yazı dili haline getirmek! İstanbul halkının ve bilhassa İstanbul hanımlarının konuştukları gibi yazmak.
Ziya GÖKALP (Türkçülüğün Esasları)